Geçen Cumartesi akşam, oğlumu da gezdirmek amaçlı, ailece “Kuğulu Park” a gittik. Hanım alışveriş yaparken biz de oğlumla kuğu ve ördekleri yemlemeye koyulduk. O sırada, oğlum hayvanları ve özellikle köpekleri çok sevdiğinden, bir köpek gördü ve peşine takıldı. Köpek çok tüylü, beyaz,sevimli ve ufak boyuttaydı, ve bir bayan sahibi vardı. Başıboş değildi. Oğlum köpeğe yanaşmadan evvel sahibinden izin alarak, ben önden test etmek amaçlı, köpeği sevmeyi denedim ancak köpek beni pek sevmemişti heralde ki havlayıp,hırlayıp duruyordu, oğlumun bana anlamlı bakışından da cesaretlenerek, ikinci sevme denememde ise bu fino tarafından, uzantılan elim ısırıldı. Hemen oğlumu alıp oradan uzaklaştım.Daha sonra bir ara elime baktığımda gördüm ki parmağım derin bir yara almış ve bayağı kan akıyordu, o anda farkedememiştim heralde. Hemen en yakın eczaneye gidip pansuman yaptırdım ve daha sonra ailece eve döndük. Bu yazının amacı köpek tarafından ısırılmam değildi tabii, bundan sonraki yaşananlar çok daha çarpıcıydı ve sizlere faydalı olacağına inanıyorum.
Doğal olarak ertesi gün aşı olmam gerektiğini düşünerek bunu yapabilecek bir poliklinik veya hastane aramaya başladım. Ancak bu iş pek de umduğum gibi gitmedi, tam 5 özel, 2 devlet hastanesi ve bir kaç veteriner aradıktan sonra bunlardan hiç birinde kuduz aşısı uygulaması yapılmadığını hayal kırıklığıyla öğrendim. Biraz daha araştırmam sonucunda, Koca Ankara’da bu hizmeti veren sadece 1 hastanenin olduğunu öğrendim, yanlış duymadınız sadece bir hastane o kadar. Bu hastane Cebeci’de bulunan Ankara Hastanesi’ydi. Özel sigortam olmasına rağmen ve üstüne bir de Başkent Üniversitesi’nde çalışıyor olmama rağmen, kendi üniversite hastanemiz dahil hiç bir hastanede kuduz aşısı uygulaması her nedense yapılmıyordu. Aklıma ilk önce diğer iller ve özellikle doğu illeri geldi, eğer Ankara’da böyle bir uygulama sadece bir hastanede yapılmaktaysa diğer illerde heralde hiç yoktur diye düşünmekten kendimi alamadım, ki bu illerde özellikle çocuklar sokaklarda büyümekte ve kesinlikle daha çok başı boş hayvan dolaşıyordur ve risk te doğal olarak daha yüksektir. Bu illerde insanların kudurması işten bile değil duruma bakılırsa.
İlk şoku atlattıktan sonra Ankara Hastanesini aradım ancak günlerden Pazar’dı ve tüm çalışanlar tatil yapamamanın verdiği stresle 5. aramamda ancak 15 saniyelik bir cevap verebildiler ve bu kişi doktor değildi çünkü ne sorduysam “ben bilmiyorum” diyordu. Hastaneye gidip muayene olmadan ne yazıkki bilgi dahi verebilecek biri yoktu. Buradaki doktorları da suçlamamak gerekir, eminim ki bütün Ankara ve çevre iller onları arıyordur!
Ertesi gün işten izin alarak bu hastaneye gittim. Hastane bildiğimiz gibiydi.. Gayet yoğun ve keşmekeş içinde. 20 dakika süren sorgu ve hastane içi binaları arası tenis sonucunda bu uygulamayı yapacak olan kliniğin nerede olduğunu öğrenebildim. Kliniğe vardığımda ise gayet kızgın yüzlü insanlar karşıladılar beni, neden kızgındılar biliyormusunuz, çünkü tüm yükü onlar çekiyorlardı ve bence bir bakıma da haklıydılar. Güneşin fazla uğramadağı bir bodrum katında, yetersiz ve yanıp sönen ışıklar arasında korku filiminde oynuyormuşçasına davranıyorlardı doğal olarak. Ve tam bunları düşünürken yeni bir prosedür başladı. yukarı – aşağı ve daha sonra aşağı-yukarı , yok yatış yapmak lazımmış, yok bilgi işlem’e kayıt, yok dosya alma, yok muayne derken aşının yapılacağı yere vardığımda yarım saat daha geçmişti ve bende artık tenis topunun bile belirli kullanımdan sonra tüylenmesi gibi bir huylanma başlamıştı bile... Ancak maç bitti diye çok erken sevinmiştim. Maç daha bitmemiş ve benim tenis topu olarak vazifem daha devam etmekteydi. Buradaki serumu ve aşıyı yapacak olan doktor sadece 1 taneydi ve sadece o, bu aşının verilmesini onaylıyabiliyordu, ve bu doktor visit teydi. Bu arada da benim gibi bekleyen bir çok hasta ile birlikte bir 15 dakika daha sandelyesi bile olmayan bodrum koridorlarında beklemek durumunda kaldık ve birbirimizin haline içten içten güldük. En sonunda doktorumuz geldi ve bize aynen şöyle dedi. “Sizi 15 dakika daha bekleteceğiz çünkü acil bir hasta geldi ve biz yoğun bakıma çıkmak zorundayız.”, bunun üzerine ben ve oradaki diğer tenis topları maça 15 dakika ara verildiğini öğrenince maçın devam edeceğini bir kez daha anlamış oldular. 15 dakika daha bekledik. Döndüğümüzde bu doktor hala yoktu tabii, gelmesi de yarım saati buldu. Bu da beklenir bir durumdu kanımca (ben artık iyimserliği kaybetmeye başlamıştım heralde). En sonunda işlem başladı. Tam 6 adet iğne uygulandı ve bunların arasında da penisilin allerji testi vardı ki bu sadece 20 dakika sürdü. Bu iğnelerden sonra ise öğrendiğim maçın son vuruşunu da hemşire hanım yaptı ve bana şunu söyledi.”Biz hastalarımıza bir de tetanos aşısı yaptırmayı öneriyoruz”. Ben doğal olarak “eh iyi gelmişken hemen onu da yaptırayım” dedim ama hemşire hanım gülümseyerek raketini çıkarttı ve “Burada tetanos aşısı uygulanmıyor bunun için acil bölümüne gitmeniz lazım” dedi. Normal tenis maçlarından da uzun geçen toplam 2 saat süren bu eziyet verici prosedürler yığını sonucunda olay nihayetlendi ve daha sonra da 4 doz daha almak üzere randevuleşerek oradan ayrıldım.
Kuduz konusunda öğrendiğim bir kaç konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlar gerçekten önemli ve çoğumuzun bilmediği bilgiler. Eğer bir hayvan tarafından ısırılırsanız şunlara dikkat edin:
- Eğer hayvan başıboş ise, bu hayvanın yakalanmasını ve 10 gün sürece karantina altında tutulmasını sağlayın.
- Bu hayvanın eğer bir sahibi varsa işiniz bir nebze kolay, ancak benim düşünemedeğim gibi siz de yapmayın, ve sahibinin telefon numarasını alın ve siz de onlara kendi telefon numaranızı verin.
- Kuş, yılan, balık, kaplumbağa, kertenkele ve böceklerde kuduz mikrobu olmaz ve sincap, sıçan, fare, hamster gibi hayvanlardan ise onlar kuduz olsalar bile, bu insanları etkilemezmiş yani bu tip hayvanlar tarafından ısırıldıysanız korkmayın ve boşuboşuna hastaneye aşı olmaya gitmeyin.
- En önemlisi ise sizi ısıran hayvan 10 gün içinde ölmez ise aşı yaptırmanıza gerek olmadığı bilgisi, bu durumda kuduz olma ihtimaliniz yok demektir. O nedenle sizi ısıran hayvanın takibi önem taşıyor. Eğer ben köpeğin sahibinin telefonunu almış olsaydım heralde böyle bir duruma düşmez ve bir sürü iğne yemek zorunda da kalmazdım diye bayağı üzüldüm sonradan.
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim Amerika’da yıllarca yaşadım ve bir kez bir kunduz tarafından ısırıldım ve orada bu aşıyı hemen bana yakın bir poliklinikte yaptırmıştım ve bütün işlem 2 dakika bile sürmemişti. Çünkü benim penisiline allerjim yoktu, ve sadece bunun için bile extra 20 dakika beklemek zorunda kalmamıştım. Benim bir manyetik sağlık kartım vardı ve benimle ilgili tüm bilgiler bu karttaydı. Yani herhangi bir bilgisayardan benim bu allerjimin olmadığını hemen görmüşlerdi ve böyle bir teste ve zaman kaybına da gerek kalmamıştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder